yükleniyor...

ÖZGÜR ARAS HAZIR RÖPORTAJ Yeni Kitabı Mutlu Aşk Da Var...

Müzik, televizyon ve sanat camiasında pek çok ünlüyle birlikte yürüttüğü projeler, yazdığı kitaplar, İstanbul gece hayatına kazandırdığı mekanlar, ses getiren sosyal sorumluluk kampanyaları ve aldığı sayısız ödülle adından söz ettiren ünlü iletişim danışmanı Özgür Aras ile 10’ncu kitabı “Mutlu Aşk Da Var!...” ı ve hayata dair her şeyi biz sorduk o anlattı.


Bu haberi 8 kişi beğendi.

ÖZGÜR ARAS HAZIR RÖPORTAJ Yeni Kitabı Mutlu Aşk Da Var...

Mutlu Aşk da Var!”, hepimizin özlem duyduğu bir cümle... Ben bu özlemden yola çıkarak aşkın aslında yanı başımızda olabileceğini, her ne yaşamış olursak olalım aşktan vazgeçmemek ve ona tüm kalbimizle inanmak gerektiğini anlatmak istedim.

Bunu yaparken de aynı zamanda deneyimlerimden, dinlediğim ve tanık olduğum hikayelerden ilham alarak aşkı bulma ve ona sahip çıkma ile ilgili püf noktaları verdim. Kitabım aşka inanmaktan vazgeçenlerin hislerini yeniden gözden geçirmesini sağlayacak.

Aşkla barış imzalamalarına yardımcı olmasını ümit ediyorum. Çünkü aşk ancak inanmış bir yürekte filizlenebilir. Hayatımızda mutlu aşk istiyorsak ona inanmayı seçmeliyiz...

Bu kitabı yazmak nereden aklına geldi?

- Son zamanlarda çevremdeki herkesin aşkla ilgili bir sorunu olduğunu fark ettim. Öyle ki kimileri aşka kırgın, kimileri kavgalı, kimileri ise ona karşı çok umutsuz... Oysa umutsuzluk aşkın kimyasına ters. Hem aşkta mutlu olmak isteyip hem de bunun imkânsız olduğunu düşünürseniz, elbette elinizde bir tutam hüsranla kalakalırsınız.

Öncelikle mutlu aşkın bu zamanda da ve her şeye rağmen var olabileceğini aktarmak istedim... Bunun için de umut dolu bir aşk kitabı yazmaya karar verdim. Ben her ne yaşamış olursam olayım, aşkın güzelliğinden ve bana vereceklerinden asla vazgeçmiyorum. Hiç kimse de vazgeçmemeli. Aşka yeniden güvenmeye ihtiyacımız var.

Sence insanlar aşka neden küsüyor?

- Elbette yaşanmış olumsuz deneyimlerin bunda rolü çok büyük. Umduğunu bulamamak ya da doğru insan olmadığını fark etmek... Bir de başka insanların negatif yönlendirmeleri de var elbette.

Oysa her insan kendi deneyiminden sorumlu. Başkaları aşkta mutlu olamıyor diye sizin de öyle olmanız gerekmiyor. O yüzden benim tavsiyem; yaşanılan her şeyi geride bırakıp sadece mutlu olmaya odaklanmak...

Bir de aşkla ilgili söylenmiş tüm olumsuzluklara kulağımızı tıkamak... Kimsenin sizi aşka karşı zehirlemesine izin vermeyin.

AŞK BİR HEDEF DEĞİL YAŞAMIN KENDİSİ

Bu kitap sence okurlarının hayatına nasıl dokunacak?

- Bence aşka farklı bir bakış açısıyla bakmayı deneyecekler. En azından buna karşı istek duyacaklar.

Aşkın sandıklara kaldırılmış, dünya üzerinden silinmiş bir duygu olmadığını, hâlâ tüm canlılığı ve tazeliği ile bizimle olmaya devam ettiğini fark edecekler.

Hep beraber, dünyanın bu en eşsiz duygusuna karşı kalbimizi ferahlatıp, rahatlatacağız. Önyargılarımızı kıracağız. Bizi aşağı çeken tüm geçmiş kayıtlardan kurtulacağız. Sonra da ona kavuşmak için doğru zamanı bekleyeceğiz.

Peki terzi söküğünü dikebiliyor mu?

- Aşk bir hedef değil, yaşamın kendisi... Eğer aşka bir hedef olarak yaklaşırsanız, onun doğallığını yok eder, elinizde bir kriterler listesiyle dolaşır durursunuz.

Ben aşkın hayatım boyunca bana yaşattığı muhteşem deneyimlerin kıymetini bilmiş, bunlara şükretmiş ve onunla geçirilecek daha nice güzel anı heyecanla bekleyen biriyim. Aşkla kavga etmek yerine, hayatıma dahil olmuş ama görevini tamamlayınca oradan uzaklaşmış kimseye karşı öfke duymuyorum.

Tam tersi benim için hepsi çok değerli... Yani ben aşkla meselesi olmayan ama hâlâ beklentisi bulunan ve bundan da keyif alan biriyim. O yüzden evet kendi söküğümü dikebiliyorum.

◊ Kitabında günümüzde ilişkilerinin de PR’ının yapıldığını ve buna tanık olduğunu yazmışsın. Gerçekten reklam ilişkileri hâlâ var mı?

- Bu sadece ülkemizde değil, tüm dünyada kullanılan bir yöntem. Yani yaşanılan ilişkilerin çevresinde dikkatleri üzerine çekmek, kendinden konuşturmak. Bilhassa da albüm ve film tanıtımları öncesinde...

Bu tüm ünlüler reklam aşkı yaşıyor demek değil ama bizler ışıltılı dünyanın albenisine kendimizi çokça kaptırıyor ve filmlerdeki gibi bir aşkın peşine düşüyoruz.

Ben diyorum ki, film aşklarını bırakıp, her şeyiyle sadece size ait olan, sizi yansıtan bir öykü yazın.

Herkesin mutluluk ölçüsü farklıdır. İlişkinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Bu size sadece mutsuzluk getirir. Onun yerine aşkın ve yüreğinizdeki heyecanın tadını çıkarın.

Kişisel olarak senin aşk tanımını merak ediyorum? Senin için aşk nedir?

-Aşk bence dünyada hem mutluluğu hem de mutsuzluğu aynı anda yaşatan tek duygu... Yani bozuk paranın hem yazı hem tura kısmının aynı anda denk gelmesi gibi aşk... Deyim yerindeyse; mutluluk sarhoşuyken mesela, kendini mutsuzluktan gerçekten sarhoş olarak bulabilirsin aşıkken... İşte böylesine ele avuca sığmayan bir duygu... Ya da dünyan başına yıkılmış sanıp, "bundan sonrası olmaz" diye mırıldanırken, içinde bir anda beliren coşkun umut seliyle hayatı tozpembe görmeni de sağlayabilir... Aşk olmazları olduran, olan biten her şeye bizi şaşırtıp duran, burnumuzu sürttükçe devam etme isteğimizi artıran, ele geçirdiğimizi sandığımız zamanlarda ise bize kendimizi gezegenin sahibi hissettiren deli dolu bir his...

Sen hiç gerçekten aşık oldun mu?

-Olmaz mıyım ? Hayatıma kim girdiyse ona aşık olduğum için girdi.

En uzun ilişkin kaç yıl sürdü peki.

-Dört yıl.

Şuan hayatında biri var mı peki ?

-Ne kimseye aittim, ne de kimseye sahip... Şuan biri yok. Ama birbirimizi tanıma aşamasında olduğumu biri var. Ona Mutlu Aşk’ın olduğunu ispatlamaya çalışıyorum.

Sizin ilişkiniz neden bitiyor ?

-Öyle çok seviyorum ki. Hayatımın merkezi sadece o oluyor. Gözüm başka bir şey görmüyor. Her an her saniye ilgi benden olunca bu hep böyle olacak sanılıyor. Bende aynı ilgiyi bekliyorum. Alışkanlıklarım görevim haline gelince bir müddet sonra bendeki o ilgi bitiyor. Gözüm biranda açılıyor. İlgi bitince karşımdaki ne olduğunu anlamıyor. Yanılgıları ben çok aşığım gözüm başka birini görmeyecek sanıyorlar. 

En son ilişkiniz de bundan mı bitti ?

-En son ilişkimde aynen bu nedenle bitti. Benim ilgim dağıldı gözüm açıldı. Ve akışına bırakınca da bitti

Siz terk eden mi terk edilen mi olursunuz çoğunlukla?

-Ayrılığın terk edeni veya terk edeni mi olur. Karşılıklı bence bu. Ben hayatıma giren herkese şükrediyorum bana yaşattıkları o güzeş duygular için. Bu duygular için terk edilen de olurum ne fark eder...

Bu kitap birine mi yazıldı? Bir mesaj içerikli mi?

-Bu kitap birine değil. Ama bir şeyi itiraf edeyim sana ilk kitaplarımda bu kitabı sana yazdım dediğim çok insan oldu. Hepsi çok övündüler onlar için kitap yazdığıma ama gerçek o değildi. Yeni gelecek için kılavuz niteliğinde olsun.

Öyle bir dünyanın içindesin ki her şeyi görebiliyorsun. Peki, şöhret aşkı gerçekten öldürüyor mu? Yoksa bu bir söylenti mi?

-Böyle bir genelleme yapamayız elbette  fakat şöhret bazen insanın yanlış kavramlara odaklanmasına neden olabiliyor. Her şeyden önce egoyu çok sağlam besleyen bir kavramdan söz ediyoruz. Eğer şöhrete kavuşan kişi egonun yarattığı bu kandırmacaya yenik düşerse, sahip oldukları gözünde değersizleşiyor; elbette aşkı da öyle. Böyle olunca da evliliğini ya da ilişkisini kolayca harcayabiliyor. Ama egosuna galip gelenler, şöhret ve özel hayatı çok güzel ayırt edebildiğinden, beraberliğini korumayı da başarıyor...

Bu zamana kadar gördüğün hangi aşka gıpta ile baktın?

-Dedim ya Sezen Aksu'nun Onno Tunç ‘la olan aşkı beni çok etkilemiştir. Şu sıralar Adriana Lima ve Metin Hara’nın yaşadığı aşk bana çok güzel geliyor. Daha çok vardır ama şuan ilk aklıma gelenler.

Aşkı bir şeye benzetmek gerekse sen neye benzetirdin?

-Ben kitabımda aşkın kendimce tanımını yapmaya çalıştım. Size o bölümden en sevdiğim satırlarla cevap vereyim:" Kimi zaman kırda bayırda umarsızca, kimseye ihtiyacı olmadan açan papatyalar gibi mesela aşk... Siz onun tohumunu ekmeseniz de bir gün aniden bahçenizde çıkabiliyor, hiç sormadan, izin almadan. Üstüne üstlük siz yaşasın diye hiçbir şey yapmasanız bile o eğer kalmak istiyorsa bir süre, doğanın gücüyle, yağmurun serinliği, güneşin parlaklığı ile hayat buluyor ve size rağmen orada tüm güzelliği ile salınıyor. Tam varlığına alışıyorsunuz, o zarif güzellikte gönlünüze bir avuntu buluyorsunuz ki, birdenbire kayboluyor... Geldiği gibi ansızın, habersizce oluyor gidişi de... Size de bir sonraki doğru mevsimi beklemek kalıyor..."

ZERRİN ÖZER DIŞINDA KİMSEYE VEFA BORCUM YOK

26 yıldır istikrarlı bir şekilde bu işi yapmandaki en büyük faktör ne olabilir?

- Çok çalışmak… Üretmek, yeniliği takip etmek. En önemlisi işini severek yapmak.

Çok vefalısın… Herkes de senin vefandan hep bahseder…

- Bunu duyunca gözlerim doluyor. İnsanın kendisi için duyup duyabileceği en güzel cümle bu olmalı. Ama bunu kendi açımdan anlatmak isterim: Benim vefa duygum Zerrin Özer için var.

Çocukluk hayalimde başka bir meslekle uğraşmak varken, o bana bu sektörde bir kapı açtı ve böylece ben de ilerledim. Onun dışında kimseye vefa borcum yok. Kalbimde çok özel yeri olan insanlar var, gözümü kırpmadan yanlarında olacağım.

En kötü günde hep sen varsın insanların yanında. Bu vefa değil de ne…

- Ben geçmişime ve hatıralarıma sahip çıkıyorum sadece. Her ne yapıyorsam birileri için değil, kendim için yapıyorum...

Beni kimin yanında görüyorsanız bilin ki zamanında bir yerde kalbime dokunmuştur, hatıralarımda yeri vardır. O belki de beni hiç tanımıyordur ama bana bir duygu yaşatmıştır...

Nasıl başarabiliyorsun herkesin sevgisini kazanmayı?

- Sezen Aksu içimde yaşattığım duygunun şarkısını yapmıştı yıllar önce. “Ama fazla da üzülme, hayat bitiyor bir gün. Ayrılıktan kaçılmıyor. Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür.

Ömür imtihanla geçiyor. Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem” diyordu şarkısında.

Kim bana ne yaşatırsa yaşatsın, ölümün olduğunu bildiğim için tevazuyla sarılıyorum bacaklarına; gitmesinler benden, hep kalsınlar, ben nefes aldıklarını bileyim diye.

Ölümün varlığını en yakın arkadaşım Ajlan Büyükburç’un ölümüyle o acıyı en derinden ve çok ufak yaşta hissedince, hayat beni bu konuda beklentisiz yaptı. Karşılıksız sevmeyi öğretti. Ama ben halimden çok memnunum. Kısaca ölümün var dünyada acı söz söylemeden geçip gitmek istiyorum.

ÜRETEMEDİĞİN ZAMAN YOK OLURSUN

Sosyal medya fenomenlerinin akıbetini nasıl gözlemliyorsun? Şöhret olmak artık çok mu kolay?

- Sosyal medya fenomenlerinden en çok takip ettiğim isim Kerimcan Durmaz. Kendine bir yol açtı ve o yolu çok iyi değerlendirdi.

Yaptığı ismi de paraya çevirdi.

Sosyal medya hesabını kullanarak dikkat çekti.

DJ’lik yapıyor bir makyaj ürünü çıkardı kendi adına, büyük bir konser salonunda şov yaptı. Meşgul oluyor ve meşgul ediyor… 

Şöhret olmak çok kolay ama kalıcı olmak çok zor. Üretim olmalı. Üretmediğin zaman yok olur gidersin. Alternatifi bol, tüketimi hızlı bir çağda yaşıyoruz.

Şöhret sence zehirli bir şey mi?

- Şöhret pırıltılı bir kelime değil mi? Kulağa hoş geliyor. Artıları olduğu kadar eksileri de var.

Şöhreti kullanış şekline bağlı. Eğer şöhretsen her an krize hazır olman gerekiyor. Eğer o kriz ile başa çıkabilirsen güçlüsündür.

Kimleri üstat görüyorsun?

- Erkan Özerman, Lisa Tuna, Ahmet San ve Stelyo Pipis benim ustalarımdır. Onlara bakarak, onları takip ederek, onlarla yakın temasta olarak yolumu çizdim.

Kaç kişilik bir ekibin var?

- Toplam 7 kişilik bir ekip ile çalışıyorum.

STAR OLMAK İÇİN SESE VE ŞARKIYA GEREK YOK

Sana göre star olmak için ne gerekli olan ne?

- Star olmak için ne sese ne şarkı ya gerek var bence… Etki gücü olmalı o kişinin. Lider gücü olmalı. Söylediğini dinletmeli, kitleleri arkasından sürüklemeli. Bu özellikler varsa gerisi gelir zaten.

Mesleğinin tam tanımını yapar mısın?

- Günümüzde tüketilebilen her ürün ve hizmet grubundan fazla rakiplerin olduğu eğlence dünyasına hizmet veriyorum. Giderek rakiplerin çoğaldığı bir dünya eğlence dünyası. Marka olan veya markalaşma sürecindeki bireyin, topluluğa hızlı ve sürdürülebilir metotlarla o kalabalığın içinden sıyrılması, heyecan yaratması, parlaması ve dikkat çekmesi için çalışıyorum.

Yani kuş mu konduruyorsun?

- İletişim danışmanı kuş kondurmaz, bir kuş varsa onu uçurur. O kuşun uzun soluklu uçmasını sağlar.

Sence imajla marka arasındaki fark nasıl?

- İmaj geçicidir, marka her şey. Her ünlü kendini marka sanıyor. Oysa bu iş çok ayaklı ve entegre bir proje. İmaj, marka olmanın ayaklarından sadece biri. Pazar analizi hedef kitle belirleme ve konumlandırmanın akabinde PR, imaj yönetimi ve medya planı beraber yürütülmeli. Bizim ünlüler genelde marka denince bilinirlik anlıyorlar.

HER ŞEYİ BİLDİĞİNİ ZANNEDEN BİRİYLE ÇALIŞAMAM

Bu piyasada en kırgın olduğun isim kim?

- Ben de insanım,  kırılabiliyorum.

Ama benimki geçici oluyor. Kendi içimde halletmeyi öğrendim yıllar içinde bunu. Ölümün olduğunu bildiğin zaman kırgınlık ve küslük anlamsız kalıyor.

Birçok arkadaşın var. Gerçekten de bu hayatta arkadaşlarının olduğuna inanıyor musun yoksa hepsi gelip geçici şeyler mi?

-Çok sevdiğim dostlarım var. Her insanın sevincini, kederini ve sırlarını paylaşa bileceği içini dökebileceği içtenlikle bağlanacağı dostlara ihtiyacı vardır… Ben şanslıyım. Yıllar içinde kendime özel insanlar seçtim. Ama en önemlisi beklentisiz olmayı öğrenmek. Ben yürekten seviyorum beni sevmelerini beklemeden. Bu öğretiyi benimsediğin zaman her şey çok güzel.

26 yıldır bu işi yapıyorum. İnsan sarrafı olmuşumdur artık. Hiçbir amaç ve çıkar duygusu olmadan hayatında olan insanları anlıyorum artık.

Aynı anda birçok sanatçıyla çalışmak rekabet açısından bir sorun yaratıyor mu?

- Ben işimi yapıyorum ve onlar için en iyisini yapmaya gayret ediyorum. Onlar da bunu çok iyi biliyor.

Evet rakip olabilirler ama onlar için en iyisini yapmak için çaba gösteren biri olduğumu çok iyi bilirler. Biri ayrıcalıklı değildir. Hepsi kıymetli ve özeldir. Onu kalpten hissederler. Bunu bildikleri için de hiçbir sorun olmaz.

Asla çalışmam dediğin biri var mı?

- Aklıma bir isim gelmedi ama her şeyi bildiğini zanneden başına buyruk biriyle çalışamam.

Dünya starlarından en çok kimle çalışmak isterdin?

- Michael Jackson ya da Oprah Winfrey.

Türkiye’de hayal ettiğin herkesle çalıştın mı?

- Evet… Türkiye’nin en önemli starları yıllardır benim ve ekibimle çalışıyor. O yüzden hep şükrediyorum Allah’a.

SEZEN AKSU KALBİMİN KAPISINI AÇTI

Sezen Aksu’dan çok mu etkilendin?

- Sezen Aksu benim kalbimde kilitli bir kapının açılması için anahtar oldu. Annemin vefatından önceki ve sonraki dönemde, ben acılar içinde kıvranırken hayatla olan tecrübelerini benimle o kadar içten paylaştı ki, kalbimde kapalı duran bir kapıyı açtı. Ben de şimdi kalbinde kapalı kapıları olanların kalbini açmak için çalışıyorum. “Mutlu Aşk da Var!” böyle çıktı işte… O bana merhem oldu. Belki ben de başkalarının acılarına merhem olurum. Onun benim kalbime dokunduğu gibi dokunabilirim birilerine.

Sezen Aksu herkesin kalbine dokunan biri. Sen onun en çok hangi yönünü seviyorsun? 

- Hayata bakışı… Büyüdükçe küçülme becerisi. İnsanları kayıtsız şartsız sevmesi. Onno Tunç ‘a olan aşkı. En çok da Onno Tunç ile olan aşk hikayesi. Her karşılaşmamızda, her buluşmamızda mutlaka bir şekilde konuyu aşka getiriyorum. Gözlerinin dolmasından, gözleri dolu dolu bu eşsiz deneyimini anlatmasından o kadar çok etkileniyorum ki... O aşkı ondan dinlemeyi seviyorum. Ben çok şey öğreniyorum kendisinden. Kurduğu her cümle, her kelimesi bir öğreti benim için...

Usta bir isim olarak şunu sormak istiyorum; 90’larla günümüz müzik piyasasını kıyaslar mısın?

-Teknolojide dev sıçramalar oldu. Bilgisayarlar bu denli yaygın değildi, İnternet 90’ların sonlarına doğru hayatımıza girmeye başladı. O zamanlarda cep telefonu, dizüstü bilgisayarı, tablet bilgisayar ancak bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz kadar sınırlıydı…Şimdilerde ise bunlardan en az bir tanesi hepimizde var. Peki ya Müzik bunun neresinde? Ne oldu da milyonlar satan şarkıcılar günümüzde bu kadar az satış yapar hale geldi? Bu sorunun cevabı aslında bir önceki paragrafta gizli.. Teknoloji… Artık çok az insan Müzik marketlerden albüm satın alıyor. “Ne gereği var ki? İnternetten bedava indirmek dururken neden para harcayayım?” diyen birçok insan var etrafta. Müzik türleri gittikçe belirsizleşiyor. En çok da pop kayboluyor. Bağımsız araştırma şirketi Ypulse geçen sene bin yetişkin gence en sevdiği sanatçıları sormuş ve yarısından fazlası bir yanıt vermekte güçlük çekmiş. Araştırmanın vardığı sonuç da şu olmuş. Yeni nesil pek çok müzik türü ve sanatçıyla ilgileniyor, eskisi gibi fan olma güdüleri yok. Yüzde 76’sı müziksiz 1 hafta yaşayamayacağını, yüzde 79’u müzik zevkinin bir müzik türüne girmediğini, yüzde 11’i yalnızca bir müzik türü dinlediklerini söyledi. Yeni genel dinleyicinin müziği türsüz. Baksana duruma.

Her şey değişti…Rekabet bile değişti. Kısaca keyifsiz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haber Tarih & Saat : 15.08.2018 15:07:17
Ekleyen : OzcanUzun

Yorum Yapın

Yorumlar

İlginizi Çekebilir...
İlgili Kategoriye Dön...